OVP’nin önemi, içeriği ve sonrası

İstanbulAnalytics’in düzenli raporundan bir kesittir.

 

İnkar döneminin sonu

 

Türkiye açısından çok kritik bir 3  günü geride bıraktığımzı, arıtk hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını ifade edelim.

Başkan Erdoğan hala söylemini değiştirmedi: “Kriz mriz filan sakın ha bunlara aldanmayın. Bunların hepsi manipülasyon. Güçlenerek yürüyoruz.

– Öyle AVM’lerde manipülasyon yapanlara aldırmayın. Bundan sonra bu ülkede dolar ile euro ile kira mira yok. Bu ülkede bundan sonra Türk Lirası geçer. Aksi takdirde bunun bedelini öderler. Burası Amerika değil. Burada Türk lirasının hükmü vardır. Türk lirasıyla mağazanı kiraya verirsin. Zaruretler ayrıdır”.

Bu açıklama hem kadere meydan okuma, hem de attığımız başlığın külliyen reddi gibi görünebilir. İllevelakin Ankara dediğimiz o dev tanker şimdiden rota değiştirmeye başladı bile. Erdoğan’ın meydan okumasını yerel seçime yönelik bir “gaz alma manevrası” olarak okuduk, çünkü aşağıda anlatacağımız olaylar zincirinin onun onayı olmadan gerçekleşemesine imkan yok.

Öncelikle, hemen TL’yle alışveriş meselesine odaklanarak Erdoğan’ın niye  “kriz yok!” söyleminde samimi olmadığını ispat edelim. Ticari inşaat, bilişim ve leasign başta bir çok sektörde kaos yaratan bu kararnameye hemen “düzeltme geldi”.

“Öte yandan, bahse konu düzenlemede yer alan her iki madde hükmü ile yeni yapılacak veya mevcut akdedilmiş sözleşmelerle ilgili olarak Bakanlığımızca uygun görülen bazı hallerin istisna tutulabileceği de hüküm altına alınmıştır.

Bakanlığımızca istisna tutulacak hallerin kapsamı belirlenirken, döviz cinsinden girdi maliyetler veya yükümlülükler değerlendirmeye alınacak hususların başında gelmektedir. Örneğin, 32 sayılı Karar’ın döviz kredilerinin kullanımını düzenleyen 17 ve 17/A maddeleri uyarınca herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın döviz kredisi kullanabilen ve dolayısıyla döviz cinsinden yükümlülük altına giren Türkiye’de yerleşik kişilerin yaptığı sözleşmeler, bu kapsamda dikkate alınacaktır. Bu itibarla söz konusu düzenlemeye ilişkin kapsam, ekonomik faaliyeti sıkıntıya sokmayacak şekilde ilgili kamu kurumlarımızın ve diğer paydaşların görüşleri de dikkate alınarak en kısa süre içerisinde belirlenecek ve Bakanlığımız tarafından duyurulacaktır.”

 

Bu istisnalar uygulanırsa kararnamenin içi tamamen boşalır. Zaten dövizle kredi almayan dövizle sözleşme imzalamıyor, ya da imzalanmasın deriz.

 

Dikkat ederseniz, bankaların swap limitleri de yükseltildi. Ama çok daha önemli gelişmeler var.

 

Şirketlere kurtarma planı OVP’de yer alacak mı?

 

Önce Bloomberg’in ortaya attığı bu iddiayı, hükümete yakınlığıyla bilinen Okan Müderrisoğlu’nun şu satırlarında teyit ediyoruz:

“Enerji ve inşaat başta olmak üzere halihazırda finansal hassasiyet derecesi yüksek sektörlerden başlanarak, özel sektörde kurumsallığı kalıcı olarak destekleyecek adımlar atılacak. Risk yönetimi gereği bankaların bazı aktiflerinin bilanço dışında ve genel bir yaklaşımla ele alınması da bolca tartışılacak”.

 

Ek olarak Türkiye Bankalar Birliği  yeniden yapılandırma için başvuran şirketler için ortak hareket etme kararı aldı:

“Diğer taraftan, ekonomik performansın öngörülmedik kadar kısa sürede ve ölçüde düşüş gösterdiği durumlarda ise gelişmelerin ekonomik faaliyet üzerindeki olumsuz etkisini sınırlandırmak ve kısa sürede toparlanmayı desteklemek amacıyla çok sayıda alacaklı ve borçlunun bir araya getirilmesini gerekli kılan uzlaşı platformlarına ihtiyaç duyulabilmektedir.

Böyle durumlarda, kaynakların ve zamanın doğru ve verimli kullanılması, taraflar arasında eşgüdümün sağlanarak süreçlerin hızlı tamamlanması önem arz etmektedir. Bu çerçevede, yapılandırma programlarında ölçekleri de dikkate alınarak ekonomik faaliyetleri itibarıyla sektörlerinde ve ticari ilişkilerinde önemli yere sahip olan, nakit dengeleri iyileştiğinde çok sayıda borçlu için sinerji oluşturabilecek nitelikteki borçlulara önceliğin verilebilmesi gereklilik gösterebilmektedir”.

 

Yaşananlarının önemini bir kez daha vurgulayalım. Daha Cuma günü Ankara, BDDK ve bankalarımız tek bir ağızdan “borç kriz yok, bankalarda fazla batık kredi yok” diyorlardı. Çarşamba günü kurtarma planı için seferberlik başladı.

 

Bizi aşırı iyimserlikle suçlayabilirsiniz, ama herkesi dinleyen ve samimi olarak çözüm arayan bir Berat Albayrak portresi görüyoruz.  Doğruyu bulsa dahi, Erdoğan’ı ikna eder mi, henüz karar veremedik, çünkü

 

  • Cemil Ertem gibi Erdoğan’nın bilinen akıl hocaları hala bir hayal aleminde yaşıyor.
  • 10 yıl süren bir “biz yaptık oldu” dönemi QE’yle birlikte sona erdi. Genel kabul görmüş (ortodoks) ekonomik reçetelere dönmek pskilojik olarak hiç de kolay değil. Bu hafta buluştuğumuz ve Ankara’da Ali Babacan’la görüşen bir yatırımcının yorumunu aktaralım:  “Her şeyi deneme yanılma yoluyla keşfedecekler”.

 

SWAP limitinden TL’yle işlem kararnamesine kadar hala “ala Turka” yaklaşımlarla bunalıma çare arayan bir mentalitenin  ancak başarısız olduğu zaman  kendi camiasının dışındaki görüşleri arayıp çareleri deneyeceğini vurguluyoruz.

 

 

OVP:  Derin hayal kırıklıklarına hazır olun

 

Çarşamba günü TL ve Borsa—kısmen- dört başı mamur bir şirket kurtarma planı hayaliyle prim yaptı[1]. Bugün OVP’nin açıklanmasından sonra ise derin bir hayal kırıklığı satışı bekleriz.

 

Nedenlerimizi Cemil Ertem ve Müdderisoğlu’nun yukarda linklediğimiz makalesinden alıntılarla kanıtlayalım:

Cemil Ertem’in şu ekonomi-tarih okuması bize Erdoğan’ın neden sürekli hata yaptığını çok iyi açıklıyor:

“Dün kıymetli kardeşim Prof. Dr. Dündar Murat Demiröz, tam da bu gerçeği iktisatçı diliyle Yeni Birlik gazetesinde anlattı: “Bugün dünyada egemen iktisat literatürü Yeni Klasik Keynesgil Sentez olarak bilinen uzlaşıyı ve bu uzlaşının temel kuralı olarak Taylor Kuralı’nı kabul eder. Taylor Kuralı, dışa açık bir ekonomide Merkez Bankası’nın sadece politika faizini değiştirerek ekonomideki bütün problemlerle baş edebileceğini savunur.

Bunun için bütün piyasalarda tam rekabetin olması, fiyat sisteminin tam olarak çalışması, ülke içinde bölgeler arası gelişmişlik farkının bulunmaması, gelir dağılımının adaletli olması, eğitimde her türlü fırsat eşitliğinin bulunması gibi varsayımlar gereklidir. Bir de bunların üstüne, uzun dönem büyümenin Solow Modelini takip ettiği, yani hükümetin her hangi bir politika uygulayarak daha hızlı bir kalkınma sürecine girmesinin mümkün olmadığının kabulü vardır.

O zaman krizler neden oluşur? Seçilmiş politikacıların hatalarından dolayı oluşur. Ne yapmak lazımdır? Ekonomiyi teknokratlara bırakmak, emperyalist düzenin size biçtiği role razı olmak gerekir”[2].

 

Devam edelim,  makalenin son satırları OVP’de bir dizi “deneysel” tedbirlerin yer alacağının işareti:

 

“Günün gerçeği şudur: Ekonomi eğer köklü bir değişim istiyorsa bunu siyaset eliyle yapmak zorundasınızdır.

Bugün Türkiye, siyasi sistemini değiştirmiştir, bu çok önemli siyasal ve giderek sosyal bir değişimin ilk köklü adımıdır. Bu köklü adımı attıktan sonra ekonomide eskinin kötü bir kopyası olarak devam edemezsiniz. Türkiye ekonomisi yıllardır süren bir cinayetin kurbanı, bu cinayetin sonuçlarını ortadan kaldırmak için, en üst siyasi irade- ki bu yeni sistemde milletin iradesidir- size bakış açınızı değiştirin, ben katili gördüm siz de görün ve bu cendereden çıkalım diyor”.

 

Bu görüşümüzü Müderisoğlu’nun “müjdeleri” de destekliyor:

 

“Aynı şekilde Ankara ile İstanbul, Ankara ile Anadolu arasındaki ekonomi okuması birbirine yakınsayacak. Bir başka ifadeyle OVP, kutup yıldızı gibi tüm karar alıcılar açısından esas gösterge haline gelecek. İşletmelerin verimlilik anlayışı da fiyatlama davranışı da değişecek.

Türkiye’ye yakışmayan ve finansal kırılganlığı artıran cari açık sorununa kökten çözüm bulunacak. Hatta döviz açığı, sıfıra yakın seviyeye çekilerek mesele olmaktan çıkacak. Bilhassa, yerli üretimin cesaretlendirilmesi öncelikli gündem maddesi olarak ilan edilecek”.

 

 

 

Bu hayal dünyasından çıkıp, resesyonu ve geleneksel bir istikrar programını benimseyecek  “hasar yönetimi” ve samimi bir yeniden dengelenmeye geçişi bir hamlede becermek mümkün değil.

 

Somut olarak konuşmak gerekirse,

  • Bir şirket kurtarma planı yer alacak, fakat temel maksadı AKP’ye yakın şirketleri yaşatmak olacak.
  • Bütçe kesintileri/tasarrufu yine kamuda araç tasarruf, kiralık binaların boşaltılması, Af’lardan elden edilen gelirler gibi sorun esasına yönelmeyen kalemlerden oluşacak.
  • OVP’nin büyk kısmı yukarda Ertem ve Müdderisoğlu’nda aktardığımız “verimlilik ve üretimi” artıracak teşviklere odaklanırsa şaşırmayalım.
  • Rusya ve/ya İran’la mütevazi de olsa enerjiyi TL’yle ithal konusunda bir gelişmenin anons edilmesi iyimser bir sürpriz olabilir.

 

Nihai analizde, OVP bir sonuç değil, gerçeğe yapılan keşfetme ve deneme-yanılma yolculuğunda bir merhale. Bu programın ana hatları ve uygulama detaylarının haftalık bazda yenileneceğine nerdeyse eminiz.

 

OVP’in kaymağı dün satın alındı. Bugün yapılacak açıklamalarda yatırımcıların beklentileri olan

  • gerçekçi büyüme, enflasyon ve cari açık tahminleri,
  • soruna çare olacak bir kurtarma planı
  • harbi ve orta vadeli bütçe tasarruf perspektifinin

yer alması güç.  Daha da kötüsü, Albayrak sunumunu tasarruf-yeniden dengelenmeden çok ekonomiye yeni tşevikler ve deneysel yöntemlerle uzun vadeli büyüme potansiyelini yükseltmeye hasredebilir.

 

Özetle, TL cinsinden varlıklarda henüz kalıcı bir toparlanma beklemediğimiz gibi, bugün başlayacak satış dalgasının gelecek hafta Fed ve Erdoğan’ın New York ziyareti esnasında gelebilecek olumsuz haberlerle beslenmesi kısa vadede temel senaryodur.

[1] Güney Afrika Cumhuriyeti gibi yüksek Beta’lı piyasalar da prim yaptı, temel etken doların zafiyeti diyebiliriz.

[2] Neresini düzeltelim, bilemedik.  Keynesyan konsensus yok, Washington konsensus var,  Keynesyan ve neo-liberal akımların sentezini pratiğe uygular. Artık Solow değil  Romer modelinin değişik sürümleri kalkınma teorisine hakim.  Ertem, 1995 Nobel ödülü sahibi  Lucas’ın reel ekonomik devinim ve Bank of International Settlements’in öncülüğünü yaptığı  finans döngüleri kuramını bilmez görünüyor. Ertem kurallarla yönetilen ekonomi kuramını ve zaman uyarsızlığı tezini iyi anlamamış.   Bunlar devletin ekonomide hayati önemin kabullenip, optimal politika  patikaları çizerler.

 

 

 

Değerli Okurlar

 

18 yıldır GlobalSource Turkey markası ile yabancı yatırımcılara, İstanbulAnalytics markası ile de Türk kurumlarına araştırma desteği ve danışmanlık hizmeti veriyoruz. Özellikle  ekonomist kadrosu bulunduramayan ve bütçesi düşük orta ve küçük ölçekli firmalara hizmet etmeyi hedef bildik.

Sitemizin basın bölümünde gördüğünüz gibi görüşlerimiz  çok geniş bir kitle  tarafından takip edilir ve Türkiye ile ilgili seçkin makalelerde referans olarak yer alır.  Bu tecrübeden yararlanmanızı dileriz.

Özel rapor örneklerimizi okumak ve hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için bize e-mail atın:  istanbulanalytics@gmail.com