Ekonomi yoğun bakımda

Eylül’e çok yüklü ve karamsar bir siyasi ajandanın gölgesinde giriyoruz, ama artık ekonomiden gelen alarm sinyalleri birinci plana çıkıyor. Erdoğan vatandaşa “bir-iki aya kadar herşey düzelecek” mesajı verse de, Ankara’nın siyasi ve ekonomik darboğazdan çıkışı için hiç bir somut stratejisi olmadığını görüyoruz.

 

Eğer risklere bakış açımız ödemeler dengesi kriziyle sınırlıysa, yıl sonuna kadar vaktimiz var, ama ABD’yle sulh yapılmayan her gün ekonomide hasarı ağırlaştıracak. AB’den mali yardım gelmeyeceğine eminiz, Rusya’yla stratejik ortaklık ise İdlib’de bozulabilir.  Ama Erdoğan kolay kolay ABD’yle sulhe razı olmayacak, yani çilemiz daha “1-2 ay sürer”.

*****

 

Türkiye ve ABD:  Çözümün psikolojik güçlüğünü anlamak

 

Brunson krizinde en ufak bir gelişme dahi yokken, ABD S-400 alımı vasıtasıyla saldırıyı genişletti. El Monitor’de yer alan haberde Amberin Zaman, FBI ajanı Jennifer McReynolds’ın Hakan Atilla davasında Halkbank dışında başka iddianamelerin de gündeme geleceğini doğruladığını yazmış.  Bu açıklamanın bir sempozyumda yapılmasını Beyaz Saray’ın Ankara üzerinde baskıyı artıracağı şeklinde yorumluyoruz.

Halkbank’a ceza kesilmesi ve/veya üst düzey siyasetçi veya diğer finansal kurumların da suçlanmasının tüm dış finansman kaynaklarını kurutacağı öngörümüzü tekrarlayalım.  Zaten darboğaza giren ekonomide resesyonun derin bir bunalıma dönüşmesi ve ödemeler dengesi krizi var yolun sonunda.

O zaman şu soruyu soralım, Erdoğan denklemi kavramıyor mu, yoksa niyeti muhalefet cephesi ve sosyal medyada iddia edildiği gibi bu bahaneyi kullanarak Türkiye’yi Batı’ya ve sermaye hareketlerine kapatarak laik serveti kamulaştırmak mı?

 

Erdoğan’la empati yapma gereğini duyuyoruz, çünkü ABD’yle uzlaşma hiç de kolay değil.  Öncelikle, Bahçeli’nin bu konuda ikna edilmesi lazım. İkinci olarak Saray, Brunson ve diğer ABD’li tutuklular serbest kalırsa, akabinde yeni talepler geleceğini çok iyi kavrıyor:

  • S-400 alımlarındanvazgeç ve NATO’ya sadakatini ispatla,
  • Suriye’de PYD-YPG ile barşçıl ilişkiler kur,
  • Tüm İran yaptırımlarını harfiyen uygula.

 

Dikkat ederseniz, hükümetin siyaset alanını gözle görülür boyutta daraltan bir baskıdan söz ediyoruz. Erdoğan gibi 15 yıl  sınırsız iktidar için savaş veren bir cengaver için bu teslim şartlarını kabul etmek hiç de kolay değil.

 

Üçüncü neden, Erdoğan’ın durumun vahametini anlamadığı düşüncesindeyiz. Eğer banka GM’yle konuşuyorsa, basına verilen demeçlerden onların dış fonlama sıkıntısını ya anlamadığını ya da inkar ettiğini görüyoruz. Erdoğan’ın karşısında tersini söylediklerini düşünmek güç.

 

Ek olarak  halen baş ekonomi teorisyeni Cemil Ertem’in Erdoğan üzerinde zehirli bir etkisi olduğundan şüphelenmeye başladık. Cemil Ertem Milliyet ve Daily SABAH’ta yazdığı makalelerde dolarsız ve ABD’siz  yeni bir dünya düzeni kurulup Türkiye’nin de öncü rolü oynayacağını anlatıp duruyor. Nicholas Danforth’un “İslamcı’dan çok Batı karşıtı”  olarak tanımladığı Erdoğan ve dava arkadaşları için bu hayal çok cezbedici olmalı. Nitekim, Kerem Alkin gibi çok daha aklı başında ekonomistlerin de bu mevkurenin peşinden sürüklendiğini görüyoruz.

 

Son bir kaç güne kadar Fransa, Almanya ve Rusya da Ankara’yı ABD’ye alternatif olacaklarına ümitlendirdiler, ama bunlar şimdi teker teker sönüyor. Ya Katar’dan gelen yatırımlar?  Halen sadece 300 milyon dolarlık bir doğrudan  yatırımın ön çalışmaları var.

 

Son olarak da ekonomik bilgisizliğin Erdoğan’ın kararının gecikmesinde önemli payı var. Suçlular kim bilmiyoruz ama,

  • Türkiye’de swap pazarı kurmak,
  • KOBİ’lere can suyu kredisi,
  • İndirimli konut satışları,
  • F/X mevduat vergilendrimesini ayarlamak,
  • Zam fırsatçılarına baskın gibi önlemlerle bu badirenin üstesinden gelineceğini zannedenler var.

 

Erdoğan’ın ABD ara-seçimlerinden sonra, Trump’ın politikalarının değişmediğini görünce, ikna olup sulh isteyeceği yönündeki tezimizi değiştirmedik. Ama, bu zaman zarfında Türkiye çok ağır bir maliyet ödeyecek.

 

Şimdi gelelim, Erdoğan’ın fikir değiştireceği yönündeki en güçlü  tezimizi sunmaya:

******

 

Zamlar, enflasyon ve para politikası

 

Türkiye’de resesyon değil, stagflasyon söz konusu olacak.   Pazar sabahı elektrik ve doğalgaza 1 ay içinde yapılan ikinci zam Eylül’de de yüksek TÜFE habercisi. Bugün açıklanacak TUIK TÜFE’de konsensus %2.25, yıllık ise %17.85’e dayanacak. Basında bulduğumuz anektodal zam haberleriyle birlikte, Eylül’de manşetin %20’yi sınaması hiç şaşırtıcı olmayacak.

 

Daha önce de defalarca zikrettik, bir ekonomide “fiyat çıpası” kaybolduğu zaman, üretici ve toptancı döviz kuruna bakarak zam yapar.  Ticaret Bakanlığı’nın Cuma günü aldığı karar, ekonomide bu aşamaya gelindiğini resmen tescil ediyor, okuyalım birlikte:

“Resmi Gazete’nin bugünkü sayısın da yer alan Ticaret Bakanlığı yönetmeliğiyle, “Girdi maliyeti ve döviz kuru artışı gibi fiyat değişimlerinden etkilenmemesine rağmen bu durumlardan etkileniyormuş gibi hareket ederek tüketiciye sunulan mal veya hizmetin satış fiyatında haklı bir gerekçe olmaksızın artış yapma”, yönetmeliğin “Aldatıcı Ticari Uygulamalar” bölümüne bent olarak eklendi.  (Kaynak: Yeniçağ)”

 

Bu aşamada artık devaluasyon-enflasyon spiralini önlemek için çok katı ve güven verici bir bütçe-parasal istikrar programı  dışında enflasyonu engellemek imknsız olur. Ama biz hükümetin 13 Eylül’de dahi TCMB’ye faiz artırımı için selahiyet vereceğine inanmakta güçlük çekiyoruz.

 

Biraz komplocu bulabilirsiniz, ama Ankara’da yine bir taşla iki kuş vurma fikri hakim galiba. Elektrik ve doğal gaz yanında tüm yönetilen/yönlendirilen fiyatlara zam yaparak enflasyonu hararetlendirmek, bu sayede de alım gücünü imha ederken ani ve istikrar programı olmaksızın  iç talebi çökertmek bu planın ana unsurları olabilir.

 

Aşağıda göreceğiniz gibi iş gücü maliyetleri şimdiden TÜFE’nin gerisine düştü, bir kaç ay içinde bu stratejiyle tüketim harcamaları kurutulur ve enflasyon frenlenebilir.   Bu stratejinin zayıf karnı, enflasyonun beklentilerden kaynaklanan boyutu. Eğer Hükümet sıkı para-bütçe politikası ile dez-enflasyonist bir duruş sergilemezse fiyatlama gücü olan aktörler zam yapmaya devam eder. Ek olarak iç talep toparlandığı anda enflasyon kaldığı yer yerden yoluna devam eder.

 

Haftalık raporumuzdan alıntıdır.

 

18 yıldır GlobalSource Turkey markası ile yabancı yatırımcılara, İstanbulAnalytics markası ile de Türk kurumlarına araştırma desteği ve danışmanlık hizmeti veriyoruz. Özellikle  ekonomist kadrosu bulunduramayan ve bütçesi düşük orta ve küçük ölçekli firmalara hizmet etmeyi hedef bildik.

Sitemizin basın bölümünde gördüğünüz gibi görüşlerimiz  çok geniş bir kitle  tarafından takip edilir ve Türkiye ile ilgili seçkin makalelerde referans olarak yer alır.  Bu tecrübeden yararlanmanızı dileriz.

Özel rapor örneklerimizi okumak ve hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için bize e-mail atın:  istanbulanalytics@gmail.com